Küçükyalı’dan Fahrettin Danacı, Kuştepe’den Hayri Çağrı, Nişantaşı’n dan Ali Balta, Ankara’dan Nermin Yenice, Adana’dan Süha Mutlu ve isimlerini yazmadığım için beni affetmelerini istediğim on iki okurum geçen hafta gönderdikleri mailler de “Singapur’a gittin. Detaylı anlatmadın. Anlat da pasımız silinsin” anlamına gelen mesajlar atmışlar. Ali Balta “Yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat demek adettendir ama siz nasıl olsa yediğini de anlatırsın” diyerek işi özetlemiş. Fahrettin Danacı’nın mesajında ise “ Daha önce yazdığınız uzakdoğu yazılarının hepsini okudum. Seyahate gidince de faydalandım. Merak ediyorum. Ne gibi değişiklikler gördünüz” diyerek bana yazım için yol bile göstermiş.
Hedef 10 ve 11 Kasım günlerinde Singapur’da olmak ve 10 Kasım da yapılacak olan Atatürk Kupası ve TJK Kupası koşuları da dahil olmak üzere yarışları canlı izlemek, tesisleri gezmek ve protokolü yerine getirmek idi. Bu hedef için Sayın Tarım Bakanımız Mehmet Mehdi Eker ve eşi, TJK Başkanı Yasin Ekinci, TJK Genel Müdürü Sinan Kalpakçıoğlu ve eşi’nin yanısıra gazeteci arkadaşların bulunduğu bir ekiple 7.Kasım Çarşamba gecesi Bankong üzerinden Singapur’a gitmek için Türk hava Yolları uçağı ile hareket ettik. Bu aktarma o tarihte THY’nin Singapur’a direkt uçuşu olmadığı için mecburi bir aktarma oldu. Ama Bankong havaalanı bundan on sene evvel az daha havasızlıktan boğulacağımı sandığım hava alanı değil... Koskocaman modern bir havaalanı... Son üç gidişimde bu büyüklük hiç hoşuma gitmemişti. Bir kapıya gitmek için neredeyse iki üç kilometre yürüyordunuz. Bu yüzden hangi kapı nerede unutmayayım diye alan planını almıştım. ( Gittiğim her havaalanından bu planları alır ve saklarım. Dolayisiyle oraya bir daha gittiğimde başıma neler gelebileceğini önceden hesap edebiliyorum) Havaalanında iki saat kadar oyalandık. Sayın Bakanla birlikte heyet olduğumuz için de Büyükelçilik mensupları bizi karşılamaya gelmişlerdi. Singapur uçağına binene kadar da ilgilerini esirgemediler.
Altı Saat Fark
Bankong’tan Singapur’a Singapur Hava Yollarının uçağı ile iki buçuk saatlik bir yolculuk yaparak gittik. İndiğimiz de saat 19.00 falandı. Istanbul’da ise saat 13.00 dü. Singapur’da VIP salonuna alındık. Singapur Büyükelçimiz sayın Bülent Meriç, ikinci Katip Burç Bey ve yardımcıları bizi karşılamaya gelmişlerdi. Avustralya’da Melbourn Cup Kupasını ve nefis yarışları izleyen , orada inceleme yapan ve bizden önce Singapur’a varan , Yönetim Kurulu üyeleri kırk yıllık dostlarım Ercan Emre, Osman Çıkıllı ve eski spor Bakanımız Şükrü Erdem de bizi karşılamaya gelmek nezaketini göstermişlerdi.
Kalacağımız Crown Plaza oteline geldiğimizde, odalara çıkmadan yemeğe geçtik. Seyahat boyunca herkesin derdine koşmaya çalışan TJK Dış İlişkiler sorumlusu Okan kardeşimin rezervasyon yaptırdığı salonda yemek açık büfe idi. Çin ve Japon mutfağı karışımı bir menüsü vardı ama bu mutfakları sevmeyenlerin de aç kalması mümkün değildi. Burada bir sürprizle karşılaştım. Tatlı büfesinde iki tip lokum vardı. Evet lokum... Bizim bildiğimiz lokum. Klasik lokumumuz ve çikolatalısı... Gerçekten şaşırdım. Ben o akşam karides ve çiğ balık ağırlıklı yemek yerken portakal suyu içtim. Kim ne yedi doğrusunu isterseniz pek bakmadım. Sadece salata yiyeceğim diyenler vardı ama sözlerini tuttular mı bilmiyorum.
Lokumların Kerameti
Odaya çıkıp daha bavulları açmadan masa üstündeki broşürleri incelerken ( Yeni bir otele geldiğinizde tüm broşürleri incelemek oteli ve şehri tanımak açısından en kolay ve çabuk yoldur) tatlı masasındaki lokumların kerametini anladım. Türkiye’den gelen ahçıların da katılımı ile bir hafta süre ile “ Türk Yemekleri” günleri yapılmıştı. Daha sonra görüştüğüm bu ahçılar haftanın çok başarılı geçtiğini, boş masa bulmanın çok zor olduğunu ve çok ses getirdiğini söylediler. “ Geçen hafta çok yorulduk” diyen bazı garsonlar da bir anlamda bu ilgiyi kanıtlamış oldular.
Maça 1-0 galip başlamıştık. Esasen artık bu üşkede Türkiye iyi tanınıyor ve biliniyor. “Biz Türk’üz” dediğimizde kimse yüzümüze acayip acayip bakmıyor. Çoğu şehrimizi de biliyorlar. Tabii Istanbul en favori şehirleri...
Ertesi sabah arkadaşlar şehir turu yaptılar. Benim gibi katılmayanlarda oldu. Öğleden sonra Hipodrom gezisi vardı. Ben Kranji Hipodromunun ilk açılış gününde oradaydım. Sonra da üç dört defa gitmek ve gezmek fırsatı bulmuştum. Tek ve iki katlı ahırların bulunduğu Hipodromun bana en cazip gelen yeri, ayak rahatsızlığı olan atların idmandan uzak kalmamaları için kullanılan havuzdu. Havuzda bir tur yüzdürülen bir atın 2000 metre galop yapmış kadar efor harcadığını hatırlıyordum. Nitekim “en çok ne hoşunuza gitti?” sorusunu yönelttiğim Ercan Emre ve Osman Çıkıllı’da ilk önce bu havuzun varlığını dile getirdiler. Senelerden beri Veliefendi Hipodromuna böyle bir havuz yapılması, ciddi ihtiyaç olduğu konuşulur ama bir türlü gerçekleşmez. Bakalım bu Singapur ziyareti işi biraz körükler mi?...
Akşam Singapore Turf Club Başkanı Koh Yung Guan’ın Türk Günü açılış resepsiyonu vardı. Swiss Otelin 69. katındaki özel bir salonda verilen resepsiyona tam kadro katıldık. Ciddi dostlukların oluştuğu bu yemekte menü tipik ama kaliteli bir otel yemeği idi. Karşılıklı konuşmalar yapıldı. Knuşmalardan özetleri ve daha sonraki gelişmeleri mecburen ikinci yazımıza bırakıyoruz. Hepinize iyi hafta sonları diliyorum. Bahtınız açık, şansınız bol olsun.